15 Aralık 2020 Salı

13 Mart 2018 Salı

Vişneli Sigara

İnsan her mutsuz olduğunda, içine içine haykırdığında, sığınacak birilerini veya bir şeyleri arıyor. Alkol olabiliyor, uyuşturucu olabiliyor, kötülük yapmak can yakmak isteyebiliyor.
Nafile..
Bir sır vereyim mi?
Olay vişneli sigara ve bir bardak sade filtre kahvede.
Vişneli sigara umudu temsil ediyor. Bir bardak kahve de beklentileri.
Vişneli sigara bittiğinde kahve hala bitmemiş oluyor.
İnsan işte tam o sırada anlıyor saplantılı bir yaradılışa sahip olduğunu. İnsan bunu fark ettiğinde özgür kalabiliyor.
Kendinizi özgür bırakın.
Bırakın, vazgeçin, dinlenin...
Dinlenin çünkü biliyorum yorgunsunuz.
Hep olacakmış gibi olmasından, hevesinizin kursağınızda kalmasından, bir şekilde dürüst olmayan,olamayan insanları hayatınızda barındırdığınız için yorgunsunuz.
Bırakın...
Bırakın gitsinler.
Yakın vişneli sigaranızı , kahvenizi de dolabınızdaki en küçük kupada yapın.
İkisi aynı anda bitsin ki keyfi çıksın.
Keyiflenin işte.
Çünkü biliyorum bu gezegende zulüm, bu gezegende ölüm var.
Evrene sevgiler...

11 Ekim 2017 Çarşamba

HEP SONRADAN

Ne sen bulutsun ne de ben yağmur...
Bir kadın aşık olmuşsa eğer ve kavuşamamışsa bir tek o adamdan korkarmış. 10 dakikalık bir mesafede oluşunu bilmek bile içini korkuturmuş. Bilirmiş çünkü görse kıyamet,görse fırtına,görse zarar ziyan...
Toplanamazmış bir daha.
Bilirmiş.
Bir kadın aşık oldumu hele ki bir de kavuşamadıysa bir tek o adamdan korkarmış.
Ya tekrar ararsa diye korkarmış,ya yine yakarsa diye korkarmış
Korkarmış işte...
Defalarca beraber dinledikleri şarkıları dinlermiş, defalarca aynı söze ağlarmış.
Menekşeler kokmazmış anlayacağınız...
Ama kadın kendine iyi bakamamış
Yıkılmış bir gecekonduymuş artık kadın.
İçinde kediler,köpekler yaşarmış, sarhoşlar sabahı edermiş o viranede
Anlayacağınız bir kadın aşık oldumu hele ki kavuşamadıysa yangındır o kadın artık;ölüdür o kadın;acıdır o kadın.
Aşk dünyadaki sırat köprüsüdür..
Haa! Bu arada menekşeler kokmaz adam ve ben seni arayamam...

22 Eylül 2017 Cuma

Babama

Merhaba Baba;
 Daha önce senin ile hiç rakı sofrasına oturmamıştık. Bu ilk oturuşumuz. Somut olarak olmasa da...
Severek dinlediğin bütün türküleri rakımı yudumlarken dinliyorum. Neşet Baba burada Ahmet Aslan burada Ahmet Kaya ,Selda Bağcan...
Baba sen benim ebabil kuşumsun.
 Baba!!
 Ebabil kuşları hiç durmazmış biliyor musun?
Sadece yuva kurmak için dururlarmış. Hep uçar hep yemek toplar yuvalarına yemek götürürlermiş.
Baba!!
Ben sana hiç seni seviyorum diyemedim. Hiç doyasıya sarılıp öpemedim. Canım babam diyemedim mesela.  
Baba şuan karşımda olmanı o kadar çok isterdim ki. 
Çok acıttılar baba beni. Sana gelemedim. Affet..
Sabaha kadar ağladım. Gelmem gereken yine sendin ama gelemedim. Affet..
Sığınmam gereken tek yer sendin. Sığınamadım. Affet..
Baba!
Saçlarımı hep sen okşa isterdim. Hep dizinde yatayım isterdim.Rakı içelim isterdim mesela. Sarılıp ağlayalım isterdim. "Geçecek" de isterdim bana. Geçmeyeceğini bildiğin halde avut isterdim. Sen avut isterdim baba...
Baba!
Çok hata yaptım ben. Her gün kendim, öldürdüm baba ben. Çok acıttılar beni. Bisikletten düştü diye ağladığın kızının kalbini, ruhunu söktüler.Baba bile diyemedim.
Baba!
Keşke bu rakı sofrasında karşımda otursaydın.
Keşke bunaları buraya değil sana söylüyor olsaydım.
Ebabil Kuşum.
Biliyorum bir gün uçamayacak kadar yorulacaksın ve ben sana hala seni seviyorum demiş olamaycağım.
Beni affet...


16 Mart 2017 Perşembe

Leblebili Tren Yolculuğu

LEBLEBİLİ TREN YOLCUĞU

Bir tren yolculuğunda hayatınızı sorgulayabiliyorsunuz. Mesela nerede hata yaptığınızı kime neden öyle davrandığınızı ve davranamadığınızı... Birine bağlanmanın ağır geldiği zamanlarda hayatınıza girmek için didinen birinin tüm duvarlarınızı darmadağın edip bir anda hayatınızdan çıkabileceğini ve bunun karşısında kaldırdığınız tüm duvarları kalan azıcık gücünüzle en baştan ellerinizle tekrar öreceğenizi biliyorsunuz. Bazı insanlar çok fazla güven veriyorlar aslında nedendir ki hiçbir şekilde bu güveni kırmadan bırakmıyorlar sizi. Ama içeride bir yerlerde uğurlayamadığınız biri oldu mu,ruhunuzda yani aşık olduğunuz ve aşık kaldığınız biri oldu mu birinin acıtması çok uzun sürmüyor. Zaten aşkı yaşamış biri yeterince yanmıştır ve külleri hala alev almaya hazırdır bundandır aslında hissizliğimiz. Bir bilge der ki:"yeterince yanmış bir cesedin küllerini suya bırakmazsanız ruhu sonsuza dek alevler içinde yanar." Biz dökülemedik denize. Küllerimiz hala ateş içinde.Sanırım bundandır ruhumuzun bu acısı. Bunlar hakkında binlerce düşünce ve bu düşünceleri anlatabileceğimiz bir çok cümle oluşabiliyor ama nafile. Bir tren yolculuğunda leblebi yerken ve camınıza yağmur damlaları serpiştirirken tüm bunları düşünebiliyorsunuz işte. Ve işin garibi şudur ki hiçbirinin de cevabını bulamıyorsunuz.  

1 Aralık 2016 Perşembe

Filler ve çimenler

Bazen hayatın sizi nereye sürükleyeceğini bilemezsiniz. Hiç beklemediğiniz anda hiç olamayacağınız bir hayatta yer alabilir çok istediğiniz bir şeyin asla olamayacak oluşunu kabullenebilirsiniz. Bir bakmışsınız bir türküye yüklediğiniz anılarınız başka biriyle silinmiş bir bakmışsınız başka biri olmuşsunuz. Bunları oturup düşününce de "ben bu hale nasıl geldim?" sorusuna cevap aramaya başlarsınız. Sahi nasıl geldik biz bu hale? Kim geldi büyüttü bizi böyle? Aslında oyunun kuralı çok basit. Ya çimensiniz ya fil. Ya ezilirsiniz ya da ezersiniz. Bu kural her alanda geçerlidir. Derseniz ki hangisi olalım? Ben her zaman çimen olma taraftarıyım. Bırakın ezsinler,kırsınlar,döksünler, Çimen olmak toprağa her cemre düştüğünde doğmak demektir. Çimen olmak her kışın sonunda tekrar tekrar ve tekrar büyümek demektir. İşin güzel yanı da sizde çiçekler açıyor olmasıdır. Ama filler çamur banyolarında birbirlerini vahşice öldürebilen varlıklardır. Filler çimenlerin üstünde yuvarlanırken çimenleri düşünmeyen onları eze eze yaşayan varlıklardır. Bırakın ezsinler.Biz çiçek açmaya tüm toprağı kaplamaya devam edelim.
sevgiler

Dönme artık dünya

halimiz duman aman!
"Nereye gidiyor bu dünya!" sözünü defalarca duydum. Aslında dünya hiçbir yere gitmiyor. Gidemiyor. Zavallı insanoğlu kibriyle boğulurken zavallı dünya kendi etrafında dönüp duruyor. Dünyaya verebileceğimiz tüm zararı vermiş durumdayız. Bitkiler artık yaşam alanı bulamıyor. Hayvanlar tecavüze uğramamak ya da işkence çekmemek için sığınacak delik arıyor. Fazla geliyoruz artık bu gezegene. Oysa  bunun için yaratılmadık. Sevgi,merhamet,yardımlaşma duyguları adapte edilerek yaratılan insanlık nasıl olur da bu kadar kibir,ego,bencillik ve dehşet dolu olabiliyor. Çoğu psikolog da bu iğrenç insanların yaptıklarına isim bularak bu dehşeti ruhani hastalıklar başlığı altında topluyor. Peki gerçekten nereye gidiyor bu dünya?  Sonumuz ne olur bilmiyorum ama bu gezegenin insanoğlunu daha fazla kaldırabileceğini düşünmüyorum. Aynı şekilde  insanlarında bu dünyaya daha fazla dayanabileceğini düşünmüyorum. Yani anlayacağınız Halimiz duman aman.